advrtl

23 Haziran 2012

Başıma Neler Geldi... :) :/ :)

Argan yağım nihayet geldi... En kısa zaman da fotoğrafları ve saç bakımı ile ilgili bir post hazırlayacağım... 

Evet Canlar başıma neler geldi... 

Maltepe Türkan Saylan Kültür Merkezi'nde çok güzel bir kokteyl ve nikah töreniyle son düğün telaşımızı da atlatmış bulunuyoruz... Amaaaa şanssızlık beni bırakmadı... 

İstanbul'da olanlar bilir yaklaşık 1 haftadır bir rüzgar, bir rüzgar... Uçuyoruz resmen... 
Çok beğenerek aldığım elbisem, rüzgara kurban gitti... Hemde kokteylin başında... Sigara içmek için dışarı çıktım ve rüzgar eteğimi uçurup sigaramın üstüne kondurdu... Elbisemde oldu 2 delik... Nikahı delik etekle tamamladım... Rüzgarın değil, aslında benim hatam, çok üzüldüm... Ama yapacak bir şey yok malesef... 

Düğündü, koşturmacaydı bitti nihayet... Rahat bir nefes alma zamanıdır, gezip tozmadır start verecektim ki; dün hayatımın ışıltısı kızımı parktan getirirken kaldırım taşlarının düzensizliği ve dikkatsizliğim nedeniyle kucağımdaki minikle düşüverdim... Bileğim döndü, burkuldu, sabahı zor ettim... 

Neyse ki kırık, çatlak yokmuş... Lif Spazmı ve ödem dedi doktorlar... İlaçlarımı kullanıp, bir an önce iyileşip, bu güzel güneşli yaz günlerini kaçırmak istemiyorum...

Canım kızım da benim topallamamı taklit ediyor, ağrımı unutuyorum onun taklidini gördükçe...  

Bir haftadır, başıma gelen talihsizlikler bunlar, artık daha dikkatli olmalıyım sanırım... 

;) Görüşürüüüüz...

17 Haziran 2012

Babacığıma İthafen...

Yoğun bakımda elimi öptüğün ve beni sevdiğini söylemeye çalıştığın gün gözümün önünden gitmiyor... Bende sana söyledim ya, bilincin yerindeyken, beni anlayabiliyorken söyledim ya, ne kadar rahat olunursa, o kadar içim rahat... 

Acı haberini alana kadar hep umut vardı içimde... Her yeni günde güzel haberini, iyi haberini almaya uyanıyordum... Ama olmuyordu, doktor doktor gezip bir çare bulunamaması ve elimin kolumun bağlı öylece beklemek, bile bile beklemek ama konduramamak... 

Umutlarım soldu... 

Hayatım boyunca 2011 Kasım ayına kadar yaşadıklarım içinde beni en çaresiz bırakan 2. durum...İlki annemin rahatsızlığıydı... Umutlanmanın hiç bir işe yaramadığını görüp, kanadı kırık kaldığımsa ilk durum... Hayatın, bize oynadığı, içinden çıkılamaz ve çıkamadığım en berbat oyunuydu... 

O yüzden, o sabah telefon geldiğinde "daha değil" diye isyan ettim... "şimdi olmaz, olmamalı ben daha Benan'ı götürecektim ona" dedim... 


Umut etmeyi bıraktım senden sonra, hatta hayatın anlamanı bile kaybettim sanki... Nolcaktı ki yaşayınca, nasıl olsa gitmeyecek miydik sevenlerimizi sevdiklerimizi ardımızda bırakıp... Oyalanıyorum işte dünya hali... Oynuyorum çoğu zamanda... Hayat oynamayı da öğretti... 


Planlar yapmıştım hatta, hastaneden çıkacağını o kadar çok umut ediyordum ki "çatlak kiremit"ini getirecektim sana... Yine parka götürecektin, markete uğradığınızda onun için şekerler alacaktın... Seni uyandırmaya gelecekti "Dede tut musun elimi" diye çekiştirecekti seni... Sonra ona çay içirmen için gözünün içine bakacaktı... Dedesinin "Çatlak kiremit"i sesini duyuramayacak sana... Ama biliyor seni, tanıyor fotoğraflarına bakıp "anne bak dedem" diyor... 

Mutluluktan gözlerini kısarak gülümsemen hep aklımda... Benan'ı anlattığımda manyak diyerek sevmen hep kulağımda...Bu kış kar yağışını senin gibi sessizce, elimde bir fincan çayla izledim...  


Eksikliğini o kadar çok hissediyorum ki Babam... Seni o kadar çok özlüyorum ki Canım Babam... Hepimiz ayrı ayrı yaşıyoruz eksikliğini... Ayrı hissediyoruz... 

"Çatlak kiremit"ni getirdim sana... Gördün mü, hissettin mi? Bilmiyorum... Ama getirdim... 

Bu yıl babalar gününü sesini duyarak kutlayamayacak olmak acıtıyor içimi...  
Sen hissedersin değil mi babam... Keşke uzak olmasaydım Ankara'dan gelirdim sana... 

Günün kutlu olsun Babacığım... Seni Çok Seviyoruz ve Özlüyoruz...


9 Haziran 2012

Mor Rimel'e İlk Çekilişinde Destek Olalım mı?

Can sıkıntısını atlatmak içib bloglar arasında gezerken fark ettim Mor Rimel'i...


Çok da Güzel bi çekilişi var...


Hadi Buradan Buyrun...


Bu arada son katılım 15 Haziran...

8 Haziran 2012

Adı Cehalet Mi? Canillik Mi?

Sabah sabah gazeteyi okurken sinirlerim bozuldu...

Anne olmadan önce de çocuklarını sokağa atanlar yada terk edenlere karşı nefret içindeydim... Annelik duygusunu tattıktan sonra daha da arttı... Karnımda hareket etmesi, doğum sonrası kucağıma aldığım andaki o duyguyu hiç bir kelime, cümle tarif edemez... 

16 yaşında bir kız çocuğu... Başına kötü bir olay gelmiş, kanı bozuk erkekler tarafından yazmaya elim varmıyor ama tecavüze uğramış... 

Haberin detayına  buradan  ulaşabilirsiniz...

Olayın ardından kızın psikolojisini anlayabiliyorum, artık insanlara karşı güvensizlik yaşayacaktır... 
Üstelik hamilelik psikolojisi de eklenirse durum vahim de denebilir... Zor gerçekten Allah kimseye yaşatmasın böyle bir durumu...

Peki ya anne babanın hatası yok mu? 

Ben annem ve babam tarafından rahat ama her zaman kontrol altında büyütüldüm... 
İstediğim şeylerin çoğunu yaptım ama raporda verdim... Ve hiç bir zaman benden hesap soruyorlarmış, sıkı takip, gözetim altında tutuluyormuşum gibi hissetmedim... Yaptığım her şeyden haberleri oldu, başkasından değil, kendim anlattım... Çünkü bana onlara güvenebileceğimi, başıma kötü bir şey dahi gelse çekinmeden anlatabileceğimi, ters tepki ile karşılaşmayacağımın sinyallerini verdiler... 

Başına gelen vahim olaydan dolayı kızı anlayabilirim... 16 yaşında, bırak tecavüzü, annelik duygusunu anlayabilecek yaşta dahi değil... Belki psikolojisi bozuk, belki korkmuş, belki mahalle baskısı, utanç içinde...

Yola düşen -ya da düşürülen- o minik bedene dönüp bakıp, sonrada hiç bir şey olmamış gibi nasıl yollarına devam edebiliyor, o anne ile baba... Bırak ölsün mantığı mıdır? Nedir? Aklım almıyor... 

Gidin bir hastaneye doğurtun, sonra sosyal esirgeme kurumuna mı bırakacaksınız, birine evlatlık mı vereceksiniz onu yapın... 

Bunu da doğru bulmuyorum, ama psikolojik olarak anneliğe hazır olmayan birine çocuğun bakımını yüklemekte insafsızlık olmaz mı? Ki yere düşen o minik bedene yardım etmek yerine dönüp giden ailede yetişen bir çocuğun, problemli, umursamaz, agresif olmama gibi bir ihtimalini göremiyorum... 

Can veren Allah korumasını da biliyor... 
Gerçekten sinirlerim bozuldu, sürç-i lisan ettiysem affola...

Gününüz aydın, yürekleriniz sevgi dolu olsun...
Gizem S.

7 Haziran 2012

Argan Yağını Denedim...

Amcam işi gereği sürekli yurt dışında çalışmak zorunda... Bu yıl çalıştığı firmanın Fas'taki şantiyesine gitmişti...Kardeşimin düğünü için Ankara'ya geldiğinde yanında argan yağından da getirmiş... 

Yengemle sohbet ederken internetten araştırma yaptık ve bana da bir şişe saf argan yağı verdi...

130 ml'lik bir şişede, kızıl turuncu bir rengi ve odunsu bir konusu var... Bazıları argan yağını, zeytinyağı ile , bazıları ise amonyak ile karıştırıyormuş... Bunu da güzellik salonlarından öğrendim... Orijinal olduğunu anlamak için avucunuza damlattığınız da hafif kızılımsı turuncu bir renk olacak... Kısaca not düşeyim...

Kokusu rahatsız edici düzeyde değil... Ama ciddi odun kokuyor... Hani şu parfüm tanıtımlarında odunsu notaların ne olduğunu da çözmüş bulunuyorum... :P

E vitamini bakımından oldukça zengin olduğu için cilt, saç ve tırnak bakımının yanı sıra, Fas'ta salatalarda bile kullanılıyormuş...
Elde edilmesi zahmetli, yorucu ve bir o kadar da zaman alıyor... 2 günlük bir çalışma sonucunda 100 kiloluk argan meyvesinden 1 litreye yakın yağ elde ediliyor...

O kadar çok işe yarıyormuş ki bu argan yağı, internette araştırdım... Neyin nesidir bilmediğim şeyleri bir çok sitede araştırırım... Kendi deneyimlerimi sizlerle paylaş istedim... 

Tırnak bakımı için; özellikle sertleşmesini sağlamak istiyorsanız, aynı miktarda argan yağını ve limon suyunu iyice karıştırıp 10 dk kadar ellerimizi karşımda bekletmemiz gerekiyor... Üstelik hafta 1 kez uygulamak yeterli oluyor...

Cildim için şöyle kullandım, her akşam yatmadan önce 2 damla (inanmayacaksınız ama 1 damlası bile yetiyor...) argan yağını parmakların arasında bir kaç saniye ovarak ısıttım, ve yüzüme oval hareketlerle masaj yaparak sürdüm... Püf noktası cildin çok iyi temizlenmiş olması gerekiyor... Ve öylece yattım, kesinlikle vıcık vıcık yağlı bir his yok, zaten masaj yaparken cilt yağın çoğunu emiyor... 

Yaklaşık 1 hafta kullandım, bu yağı... Cilt tonumun düzgünleşmesini fark ettim... Pul pul dökülen yanaklarım düzeldi... Yüzüm parlamaya başladı... Akneli ve meyilli ciltlerde de kullanılması öneriliyor... 

Daha uzun kullansam daha güzel olacak belli ki... Fakat Ankara'da unutmuşum, haftaya annem getirecek ve sizlerle fotoğraflarını da paylaşacağım...

Üstelik benim cildim yağlı kullanamam gibi bir düşünce içine girmeyin. Çünkü yağlı ciltlilerin yağ dengesini düzenlediği bilgisine de ulaştım...

Fotoğraflarını eklerken saç bakım yöntemini de anlatacağım...
Sevgiyle kalın...
Gizem S.

4 Haziran 2012

Bursa'da Kına Gecesi ve Cevizli Lokum...

Merhabalar,

Cumartesi günü ailecek Bursa Gemlik'e gittik... Çünkü evlenecek olan kayınbiraderimin kına gecesi vardı... Gemlik Atamer Hotel'de yapılan bir organizasyonla kına törenini yaptık... Otelin Terasına bayıldım... 2 terası var... Manzarası da çok güzeldi... Heyecan ve koşturmacadan gün batımını kaçırdığıma çok üzüldüm...

İnanılmaz eğlendim diyebilirim... Zaten Mine'nin ailesi harika ve sıcak insanlar... İletişim kurmak, sohbet etmek ayrı bir keyif veriyor...

{Otelden bir kaç görsel eklemek istedik fakat çözünürlükleri iyi değil... Eğer yolum tekrar oraya düşerse bol bol fotoğraf çekeceğim sizler için... }






Takip edenler bilirler Ankaralıyım... Her yörenin adedi kendine göre farklılıklar gösterir... Kına gecesinde Benim haşhaşlı ekmek diye bildiğim bir ikram yapıldı... Meğer Bursa'nın Cevizli Lokumuymuş... Ve Kına, Mevlit gibi organizasyonlarda dağıtılması adettenmiş... Törenlere iştirak edenlerinde yerinde yiyemiyorlarsa evlerine alıp götürmeleri, yapılan ikrama saygı ve teşekkür anlamını taşırmış...



Yeni bir adet daha öğrendim... Canım Ülkemin her yerinde ayrı bir güzellik var...

** lokum fotoğrafı salincaktaikikisi.com'dan alınmıştır...

3 Haziran 2012

Dünyanın En Sessiz Süpürgesi Rowenta ile Tanışın!

Elektrikli ev aletlerinin güvenilir markası Rowenta yine bir ilke imza atmış. Silence Force Extreme adını verdiği süpürge serisinde güç ve sessizliği bir arada sunmuş. Çıt çıkarmadan çalışırken evimizi dip köşe temizleyen Rowenta ile temizlikte yeni bir döneme adım atıyoruz.



Rowenta Silence Force Extreme dünyanın en sessiz süpürgesi! Düğmesine bastığınızda çalıştığı neredeyse anlamıyorsunuz. Bu sessizliğinin yanında üstün bir temizleme gücüne de sahip.

Torbalı ve torbasız olarak iki ayrı kategoride ve topam 8 farklı renkten oluşan bu süpürgeler gerçekten şahane! Torbasız olanı Çoklu Siklon Teknolojisi sayesinde saatte 300 km hızla tozları süpürgenin içerisine alıyormuş. Aynı zamanda, emiş performansını kaybetmeden evi süpürmek artık çok daha zahmetsiz ve kolay.

Buradan Rowenta Silence Force Extreme’in nasıl çalıştığını izleyebilirsiniz:

Rowenta
Rowenta elektriğin zamlandığı günümüzde bizleri düşünmüş ve enerji tüketimi %50 azaltılmış. Tasarım ve renk olarak da hayran kalacağınız bir Rowenta mutlaka vardır. Ben mesela mor olanına bayıldım!

Ayrıca diğer aksesuarları da kullanım konforunu artırmak için özel olarak tasarlanmış, evde hayatınızı gerçekten de çok kolaylaştırıyor. Koltukların altını temizlerken öyle yerlere yatmanıza veya eğilmenize gerek kalmıyor.

Kısacası, evinize sessiz bir güç arıyorsanız, aşağıdaki linke bakmadan geçmeyin derim.

http://www.rowentasupurge.com

Bir bumads advertorial içeriğidir.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...